“Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” Direnmek neşe verir.

14 Haziran 2015 Pazar

mini öykü: çakmak

Sınırını aç susuz yabancılara kapatan bir ülke, kendini anlaşılmaya aç insanlara kapatan bir kimse.. Kendilerini arkadaşlığa aç olanlara kapatan beş kanka, sevgiye aç olanlara kapatan iki sevgili... Sınırlar güvenliğimizi sağlıyor, yaşamı öldüren güvenliği. Güvenlik beraberinde korku getiriyor; kaybetme korkusunu.

Sivas'ta yakılan bir şair, onu gerçek hayatta görmemiş yirmi yaşlarında bir gencin rüyasına girmiş. Gülümsemekte şair, "ateşin var mı beyaz çocuk" demede. Genç uyumakta. İçeriden sesler geliyor; abisi arkadaşlarını eve toplamış -hayata daha kolay katlanmak için- içiyorlar.

Abisini, 'bu adam'ı anlamak güç. Etrafındakiler öyle diyor; seni anlamak güç. Bu durum adamın çok hoşuna gidiyor. Kolayca anlaşılan biri olmak istemiyor. İnsanlar onu anlasın istiyor elbette ama öyle hemencecik değil. Mutlu olmak istemiyor, mutlulukla ilgili fikri bile yok: mutluluk bir durum mudur? - bir hal mi? - bir duygu mu? gerçekten bilmiyor. Yalnız kaldığı zamanlarda hissettiği bir açıklık var, o mu? bilmiyor.

İnsanlar -eğer hayattalarsa- başka türlü vakit geçmeyince bir araya gelip az ya da çok birbirlerine katılıyormuş gibi yapıyorlar. Kişinin kendiyle ilgili fikriyle, dünyanın o kişi hakkındaki fikri arasında uçurum oluyor hep. İnsanın içindeki çelişkiler bu uçurumdan fırlayıp kaplıyor bedeni. Bu adama dürüst gelen bir başkasına küstahlık olarak görünüyor, adamın ikiyüzlülük dediği başkaları tarafından kibarlık olarak değerlendiriliyor, toplumsal nezakete yüz vermeyince burnu havada ve soğuk oluveriyor insan.

Yirmilerindeki çocuk rüyada. Bir damla ter süzülüyor şairin sırtından aşağı doğru. "Sıcak burası çocuk, ama ateş bulamıyoruz tütünümüzü tüttrüecek." Gözlerinde bilgelik, korku, kızgınlık, kibir..

Çocuğun abisi mümkünse kimseyle bir araya gelmiyor. Mümkün değilse, insanlı bir ortama düşmüşse, genelde başını sallamakla yetiniyor. Az ya da çok katılıyor karşısındakine. Sonra içki faslı başlıyor. Adam içtikçe 'az ya da çok katılan'dan, 'hiç katılmayan'a dönüşüyor. Her şeyi o biliyor, her şeyin en doğrusunu. Geçirdiği bu dönüşüm onu kendini dışarıdan izleyemez hale getiriyor. Ta ki onu dışarıdan izleyenlerin bakışlarıyla karşılaşana dek. İşte o anda bedenini bir sıcaklık kaplıyor, yüzünü ateş basıyor, bir damla ter süzülüyor sırtından kalçasına doğru.

Adam sonra bütün dünyaya düşman kesiliyor. Bir anda. Gözlerindeki parıltı içeride, bedeninin içerisinde bir yerlerde bir zafer kazanılacağının habercisi. Bu zafer özeleştiri verecek olmanın, entelektüel birikimini kendini rezil etmekte ustaca kullanacak olmanın sonucunda gelecek olan zafer. Adamı önceden tanıyan iki kişi hafiften utanarak başlarını önlerine eğiyorlar, adam termometre örneğini verecek, zamanı ileri alabilseler keşke. "Termometre odanın sıcaklığının bilgisini verir bize. Diyelim oda yirmi beş derece, termometre yirmi beş dereceyi gösterecektir. Şimdi de termometrenin yanında bir çakmak yakalım (her anlatışında 'çakmak yakalım' doğru bir kullanım mı diye düşünüyor), bu durumda termometrenin gösterdiği değer gittikçe artacak, yetmişlere kadar çıkacaktır. Yani aslında termometre odanın değil kendisinin bilgisini vermektedir bize."

Adam lafını bitirdiğinde kısa bir es oluyor. Adamın hoşuna giden bu es'i yine adam bozacak, diyecek ki, yani biz insanlar da aslında...  Lafını bitiremeden başka bir adam karışıyor söze: "E biz senin yanında çakmak da yakmadık, niye sürekli kendi bilgini veriyorsun bize", başını ve elindeki çakmağı ileri geri sallayarak taçlandırıyor zaferini. Erkekler sık sık şakayla karışık dokundururlar birbirlerine ama odada kopan kahkahanın sebebi bu şakanın komikliği değil. Aksine, herkes bu tespitin komik olmadığını anlayacak kadar zeki. Adam bir sigara yakacak oluyor, çakmağı yok, 'şaka yapan adam'la gözgöze gelip gülümsüyorlar.

Şair fısıldıyor gencin kulağına:

insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
başlar her gün biraz daha insan olmaya.
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya.

Gencin gözleri aralık şimdi, içeride çok gürültü yapıyorlar.