“Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” Direnmek neşe verir.

19 Eylül 2013 Perşembe

bi organizma olarak dünyaya geliriz. bu organizma üzerine bir kimlik kurulur. aileden başlar, biraz genişler, okul olur, biraz daha genişler, yavaş yavaş her türlü toplumsal etkiye açık hale gelir. "ben" inşa edilir. artık "ben şöyle bir insanım" demeye başlarız.

bu kurulan "ben" kısıtlı bi algıyla oluşmuştur. çoğu zaman neden öyle değil de böyle davrandığımızı bile anlamayız. yavaş yavaş bu "ben" o kadar güçlenir ki gerçekten özne olduğumuz yanılgısına sahip oluruz. oysa her davranışımızın bir sebebi vardır. o sebebin de bir sebebi vardır. bu böyle gider.

o halde özgür irademiz yok mu? sanırım yok. peki ne biliyoruz? bir beyne sahibiz. bu beyin bedenle bire bir ilişkiden de öte birlik içinde. sandığımız gibi "beyin + beden"den değil beyin-bedenlerden ibaretiz.

bu beyin-beden geçmiş hesapları gelecek planları yapabiliyor. yani olaylar öyle gelişiyor olsa da onlar üzerine fikir geliştirebiliyor. buna zihin diyoruz. zihnin özgürlüğü pekala mümkün olabilir. nasıl?

önce şunu düzeltmek gerekiyor. zihin de beden-beyinle bir. yani beden-beyin-zihiniz. bunu merak edenler biraz sinirbilim karıştırmalı.

devam ediyorum. zihnin özgürlüğü nasıl mümkün? yani özgürlük. sanıyorum konumlanma noktaları, bakış açıları geliştirerek.

benim geliştirdiğim bakış açısı özgürlükten gücünü alıyor. hayatımdaki her eylem beni özgürleştirmeli. mümkün olduğunca. bunun için karşılaşmalara açık olmalı, kendi "ben"imi bir kenara bırakmalı ve merak ederek yaşamalıyım. bunu bir süredir deneyimliyorum.

çok güzel insanlara temas ettim, pek yüksek 'an'lar yaşadım, çok şey öğrendim, çok şey 'an'ladım.

e tabi bir çok sorun da yaşadım, yaşıyorum. dış dünya diye kendimden ayırdığım dünya çok fena durumda. yaptığım ayrım saçma olduğuna göre organizmam da fena durumda. dışardan gelen etkilere, insanlara kendimi açtığımda yanlış anlaşılabiliyorum.

bazen diyorum hani hayat yanlış anlaşılmalar toplamı mı? hemen sonra bu havalı düşünceden vaz geçiyorum.

pratik olarak konuşacak olursam yaşadığım şöyle bir döngü: merak - tanışma - didikleme - sevgi - aşk? - eleştiri - didikleme - imajın bozulması - beklenti - veryansın - sitem.

bu hayatta açık olmak çok zor kısacası. ya yarattığın "ben"e sarılıp sıkıcı ama güvenli bir yaşamı seçeceksin ya da kazaları göze alıp açık bir şekilde ilişkileneceksin.

hangisi? benim için hala açık olmak. ama emin de değilim, bilemiyorum.

tekrar edelim; hayat ilişki demektir, eylem demektir.

bu yazıyı arada bir düzelterek devam edicem.


(edit: etmedi)