“Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” Direnmek neşe verir.

15 Eylül 2014 Pazartesi

uzun ilişkiden yeni çıktı. yeni sevgilisi de terk eder diye korktu da evleniverdi.
hümanistsiniz ve kurtulmak istiyorsunuz: çocukları başlarında bi yetişkin olmadan sokakta oyun oynarken izleyin

insancılıktan kurtuldunuz, güzel. insanlarla değil yapılarla uğraşmaya başlayabilirsiniz artık.

tam başlayacakken kurtuluşu hayvanlarda aramaya başladınız! sizi bundan da kurtarabiliriz: evinizi bir kediyle paylaşın. kelebeklere, sineklere, böceklere yaptığı işkencelere tanık olun.

şimdi de doğaya kaçacaksanız nietzsche'den gelsin: "Herkes doğada olmak ister. Çünkü doğanın senin hakkında bir fikri yoktur."

10 Eylül 2014 Çarşamba

hiçbir şey çulsuz mezunun küçük burjuva hayalleri kadar hüzünlendirmiyor beni. ya da abartmayalım hadi, o kadar abartmamakla yetinelim, abarttık diyelim.

yani şimdi senin hayalini kurduğun şeyler, en nihayetinde yeni bir şeylere erişmeni sağlayacak. peki sen şu anda elindekileri fark etmediğinin farkında mısın?

biz hep fark üzerinden anlıyormuşuz, öyle diyorlar. sen şimdi senden daha varlıklı insanlara bakıp onlara öykünüyorsun. kendin daha az varlıklıyken de şimdiki haline öykünürdün. daha varlıklı olunca da daha da varlıklılara falan..

yani bu o kadar basit bir gerçek ama o kadar çok tekrar ediyor ki.. yani ne diyem, mahmut mu diyem!!

22 Ağustos 2014 Cuma

tamircide. kadın başına hem de. baban yok muydu diyor usta. gülümsüyor kadın. babam da yok kocam da. çırakla göz göze geliyorlar. hemen gözlerini kaçırdı çırak. yanakları al al şimdi. olsun kızım diyor usta. müşteri misafirimizdir bizim. hem uzaktan gelenin anlatacak hikayesi olurmuş. anlat hele. buralı değilsin sen heralde?

buralı aslında ama istanbuldaydı uzun zamandır. döndü şimdi. kocası bile vardı, boşandılar. son tartışmaları fenaydı ama. kocasının kişisel gelişim ve türevleriyle insanları özgürleştirme mücadelesi veren arkadaşını, kısa sürede özel mülkiyet ortadan kalkmadan bedenlerin özgürleşemeyeceğine ikna etmişti. kocasının arkadaşı ikna olmasına karşın onu hayalperest olmakla suçladı. bu suçlamaya karşı attığı hisserik kahkaha --bu kahkaha sen mi hayalperestsin ben mi anlamına geliyordu-- işte o kahkaha bardağı taşıran son damla oldu. kocası mumları söndürdü. odayı havalandırmak için pencereyi açtı. bitti dedi, benden bu kadar.

usta diyor ki fan motoru yanmış arabanın. değişmesi lazım. gerekli zamanda değişikliği yapmazsan ilerde daha çok masraf çıkarır sana. değiştireceksin kızım, geç olmadan değiştireceksin. ama ayrılmakla kötü etmişsin. ailedir sonuçta. çözerdiniz sorunları. kocan seni kapıdan kovsa bacadan gireceksin. öyle değil mi lan. çırağı olduğu için ona lan diyebiliyor. çırak arabanın altında. elleri, yüzü yağ lekesi. gülümsüyor. doğrudur usta diyor. dişleri bembeyaz.

aile insan haklarına aykırıdır. bu başlıkta bir sunum hazırlamıştı, onu hatırlıyor. sunumdan sonra soru soran çıkmayınca ev arkadaşı almıştı mikrofonu, sunumdan önce anlaştıkları gibi sormuştu sorusunu. 'bu çok önemli bir soru, teşekkür ederim, şimdi şöyle ki...' sunumu yaptıktan bir sene sonra fırlattığı gelin çiçeğini de yine aynı arkadaşı yakaladı. çok eğlendiler düğün günü, çok ağladılar.

yoldalar. yeni parça almaya gidiyorlar. çırak yolu biliyor. utangaç. kadın, sıcak mı diye soruyor. çırak terlemiş. yok abla diyor iyi böyle. sözler ağzından zorla çıkıyor. kadın pencereleri açıyor. arabanın üstü bile açılıyor. kısmen. sanruuf diye bağırıyor çocuk. ilk defa böyle coşkulu. başını yine öne eğiyor sonra. kadın ne zamandır çalıştığını soruyor çocuğa. beş yıldır çalışıyor çocuk. yaşın kaç ki senin diyor. çocuk üç tane kardeşim var benim diyor.

tam iki saattir bekliyorlar. ustası çocuğu arayıp duruyor. çırağın gözleri korku dolu. satıcı sırıtıyor. şimdi gelir abla, gördün işte gitti bizim çocuk motorla. çocuğun motorda ne işi var diyemiyor kadın. kasketi soramıyor bile. çırak gözlerinin kenarıyla kadının bacaklarına bakıyor. satıcının gözleri daha yukarılarda. çaycı çay getiriyor, baştan ayağa süzüyor kadını. iki adam beliriyor dükkanın önünde, şöyle bir kadına bakıyorlar. kadın da onlara bakıyor. adamlar dönüp gidiyor. yüzlerindeki ifade değişmiyor. bütün bunlar çaycının çayı masaya koyma süresi içinde oluyor.

sen demişti kocası, sığınacak liman arıyorsun. ben bu kadar sorumluluk alamam. ben kimsenin sorumluluğunu alamam. sen kendine yeni bir baba arıyorsun. o ben olamam. yahu demişti kadın cevap olarak. daha fazlası çıkmadı ağzından. konuşsaydı, asıl sen kendine bakacak kız arıyorsun diyecekti. al işte bu mistik --özellikle acıtmak için mistik diyecekti-- arkadaşın senin, kızın yaşında. hadi abartmayalım, onbeş yaş var aranızda. biliyorum işte onla evleneceksin de suçluluk duygunu yenemiyorsun. benden ayrılmamı bekliyorsun. ayrılmayacağım ulan, sen ayrılana kadar ayrılmayacağım. ayrılmıştı sonra. o yalnız başına çıktı tatile, kocası kişisel gelişimci arkadaşıyla.

hayır yani diye bağırıyor şimdi kadın satıcıya. gelmeyecekse gelmeyecek deyin. beş dakka on dakka diye iki saattir bekletiyorsunuz. satıcı önündeki deftere bir şeyler yazıyor. kadın hızını alamıyor. bu çocuğun ustası işten atacak şimdi onu. kendim için değil yani, nedir sonuçta bekleriz. çırak kadına bakıyor, gözleri parlıyor. satıcı, ustan kim senin diye soruyor çırağa. ustasını arıyor. kadına dönüyor sonra, tamam hallettim kızmayacak ustası.

demek ki burada işler böyle yürüyor. çay geliyor. satıcı, kadın ve çırak çay içiyorlar. çaycı gelip boşları alıyor. bu defa ayaktan başlıyor süzmeye. çırak çaycıya ters ters bakıyor. daha da ileri gidip ayağına küçük bir çelme takıyor. çaycı çocuğa bakıyor, kulağına eğilip üflüyor. kafasını canını acıtacak şekilde okşuyor sonra. satıcı ve çaycı kahkaha atıyorlar. hep böyle şakalar yapar diyor bu çaycı. çırak dudağını ısırıyor. kadınla göz göze gelemiyorlar.

aldık usta diyor telefonda, geliyoruz. yarım saattir arabadalar. oysa gelişleri on dakika sürmüştü. kadın aynı yerde dolandıklarını hissediyor. hah diyor çırak, istemsizce çıkıyor bu ses ağzından. ilerde çırağa benzeyen çocuklar görüyor kadın. çırak pencereleri açıyor, sanruufu bir de. müziğin sesini yükseltiyor. çocukların yanından geçerken kadının anlamakta zorlandığı bir takım mimikler yapıyor. çocuklar işaret parmaklarını ileri geri sallıyorlar, başlarını sağa sola. sen kullanmak ister misin diyor kadın. çocuk şimdi direksiyonda. aynı yeri tekrar dolanıyorlar. aynı çocukların yanından geçerken kornaya basıyor bu defa çocuk. elini sanruuftan dışarı çıkarıyor.

kentsel dönüşümle ilgili de bir makalesi var kadının. bir an kendiyle gurur duyuyor. şimdi memleketinde. ne yapmaya geldi buraya? işini gücünü bırakıp çiftçilik mi yapacak? kocasının baskısıyla organik tarım öğrenmişti bi ara. buradaki insanlara.. hemen vaz geçiyor. organik olan ne varsa çıkaracak hayatından.

ustasının attığı tokat dikkatleri çocuğun üzerine çekti. sanayideki herkes bir an için çırağa bakıyor, sonra dönüp işlerine devam ediyorlar. çırak gülüyor. bir saat olmuş siz ordan çıkalı nerde kaldın sen diyor usta. ben yavaş kullanıyorum diyor kadın ama kar etmiyor. çırak gizliden bi hareket yapıyor kadına: sen karışma. on gün para almadan çalışacaksın diyor usta, çalışırız diyor çırak, çalışırız usta.

fan motoru takıldı. çırak arabayı baştan aşağı süzdü, her şeyini kontrol etti. arabanız hazır diyor usta, bizim çocuğun kusuruna bakmayın, beklettik sizi onun yüzünden. kadın arabasına biniyor. pencereleri, müziğin sesini ve sanruufu açıyor. çırak dikiz aynasında küçülmeye başlıyor, ustasının arkasında, dişleri bembeyaz. kadın hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor.
burada da bulunsun, 1 ay önce yazdı idim:

Sis. Pus. Üç gündür kapalı hava. Dağın başı. İnanması zor ama internet kafe var burada. Hoşgeldin hocam, masan boş. Hocam diyorlar ona. Kırklarının başında. Bekar olduğu için huylanıyorlar biraz ama hocadır sonuçta. Hoca hocadır. Kafenin sahibi çok saygılı hocasına. Buyrun hocam minder de koydum sandalyenize. Hocası biraz sinirli bugün. Musluk bozulmuştu evde. Muslukçu bulmalı. Televizyonda cemaate operasyon haberleri. Hep kürtlerin başının altından çıkıyor bunlar diyor muslukçu, Gül de ermeniymiş zaten. Lastiği gevşemiş hocam diyor değişmesi lazım. Kürtler gevşetmiş olmasın diyor hoca. Muslukçu gülüyor, evet hocam sabotaj olabilir. Hoca gülmüyor.
Oturdu masasına. Ramazan ayındalar. İşletmeci gizliden su getiriyor. Göz kırpıyor. Suç ortaklığı yakınlaştırıyor onları. Suç ortaklığı ve dedikodu. Dedikodu soluduğumuz hava gibi burada. Kasabalar küçüldükçe dedikodu artıyor. Elektrik gidiyor birden. İşletmeci telefonda gürlüyor. Ben buraya internet hizmeti getirmişim siz bana zarar ettiriyorsunuz. Adı ne bu çocuğun? Ahmet. Sinsi herif. Çocuklar doğada gezip tozacaktı oysa. İnternet kafesine kapatmış onları. Sırtlarından para kazanıyor. Hoca böyle geçiriyor içinden.
Elektrikler geliyor tekrar. Yarım saatlik aç diyor bir çocuk. Şu strateji oyunlarından birini oynuyor. Bir başkası milliyet.com.tr'de fotoğraflara bakıyor. Kahveden ekmeleddin sesleri geliyor. Bir adam dalga geçiyor diğeriyle, sen şimdi demirtaş'a da verirsin. Sinirleniyor diğeri. Adam gibi konuş. Adam gibi şaka yap.
Mehmet. Meraklı. Hocam diyor yine neler okuyorsun. İnternet kafede saatlerce okuyorsun hocam. Oku oku nereye kadar. Gülüyor. Ahmet, Mehmet. Kurmaca bir anadolu kasabası. Her zaman hiç işte diye geçiştirirdi. Bu defa anlatmaya karar veriyor. Hoca değil mi anlatacak tabi. Bir örgüt, seks işçilerini dövmüş diyor. Bir süredir bu konu tartışılıyor. Gerçi bugün başka bi açıklama daha yapmışlar ama... Mehmet kıprdanmaya başlıyor. Yan masadan bi öksürük sesi geliyor. Hocası anlatırken yarım saatlik oturan çocuğun süresi bitiyor. Arka masadan kalkan bir genç herhalde yanlışlıkla Mehmet'e çarpıyor. Ben kalkayım hocam diyor Mehmet, iftar saatidir. Yanlışlıkla çarpan çocuk Ahmet'le sessizce birşeyler konuşuyor. Hocaya bakıyorlar. Hoca yeni tartışmalara göz atıp kalkıyor. 5 lira bırakıyor, üzerini almaz hiç. 2 lira para üzeri veriyor Ahmet. Hocam diyor, şu yukarıda daha büyük bir internet kafe var, orada daha rahat edersin. Yani bundan sonra. Yanlış anlama.
Hoca dışarı çıkıyor. Ezan okunuyor. Bir grup çocuk koşarak geçiyor önünden. En arkada en küçükleri. Yetişemiyor diğerlerine. Düşüyor. Ağlıyor. Burnu kanamış, sümük ve kan birbirine karışmış. Hoca kucağına alacak oluyor çocuğu, çocuk itiyor onu, küfrediyor. Kuzeni hocayı görüyor. Ya diyor sen napıyorsun çingene onlar, yörük. Ekmek almış, sıcacık. Gel diyor masa hazır, babam kuzu kestirdi senin için.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Gecenin dördü. Çadırdalar. Seslere uyandı. İki ihtimal var. Ya bir hayvan çadıra saldırıyor ya da bu hayvan oradan geçerken kazara çadıra çarptı, korktu, türlü seslerle korkusunu dışa vuruyor. Hayvanlar belki de. Kaç taneler? İyi misin diye soruyor yanında yatan kadına, korktun mu? Erkek kadına soruyor. Erkek. İki gün önce cinsiyetçiliği eleştiren bir makalesi yayımlanmıştı oysa. Çocuklar iyi misiniz diyor bir ses. Ahmet abi’nin güven veren sesi. Mücadeleden gelmiş, hapishanelerde yatmış, mala mülke yüz çevirmiş bir ses bu. İyiyiz diyor, o da iyi.
Tuhaf bir yer burası. Issız. Hep doğada olmak istediğini sandı. En azından öğrencilik hayatı boyunca. Oysa şimdi görüyor ki güvenlik istiyor o. Güvende olmak. Yoksa düşünemiyor. Hayatta kalmakla yetinmek, henüz değil. Henüz o kadar alçaklara inemedi gönül.
Sabah oldu. Nihayet hayattalar. Ne olabilirdi ki hem, en fazla ne olabilirdi. Ahmet abi kahvaltı hazırlamış. Hafif bir tebessüm. Hayvanları uzaklaştırmak için çıkardığı tuhaf sesleri duydu elbette. Kadınının yanında erkeği küçük düşürmeyecek. Burada diyor tilki oluyor bazen. Olur böyle şeyler. Sen diyor bağırınca öyle kaçmıştır zaten onlar.
Ahmet abi dışarda yatıyor. Genç çift çadırlarında. Hayvansever diyor Ahmet abi onlara. İlk geldiklerinde örgütlü müsünüz diye sordu gençlere. Gençlerden erkek olan yani solcuyuz tabi de şimdi örgüt olayı falan derken dinlemez oldu onları. Anlaşıldı, politik değilsiniz siz. Et ikram etti de sonra her şey aydınlandı. İyi çocuklar bunlar, et yemeyen hayvanseverler.
Tuhaf bir yer burası. Ortak politik geçmişe sahip insanlar geliyor sürekli. Gençleri onlarla tanıştırıyor Ahmet abi. Çok tatlı çocuklar. Hayvansever bunlar. Erol abi de seviyor gençleri. Su getirmiş, temiz. Elektrik yok, su yok ne işiniz var sizin burada diyor. Beleşçiler sizi. Bir küfür savuruyor sonra. Şakasına. Şakasına ama cinsiyetçi. Bizimki uyaracak oluyor onu, vaz geçiyor.
Deniz. Kadın pilates yapıyor. Abilerin gözü hafiften kayıyor mu ne? E olsun ne kötülük var bunda. Onların da artık ilgilerini çeken tek şey genç kadınlar belki. Kızım diyorlar hitap ederken ama, o kızım başka bir kızım mı ne? Ya da bizimkine öyle geliyor. Hep romanlardan oluyor bunlar. Edebiyat tarihinin yarısı genç kadınlara kapılan yaşlı erkekleri anlatıyor. Kadın gülümsüyor bütün erkeklere, bütün dünyaya gülümsüyor. Bir kuş konuyor yanına, ona bakıyor. Şimdi eline beyaz bir örümcek almış. Şaşkınlıkla getirmiş erkeklere gösteriyor. Hapishanede çok olurdu onlardan diyor yaşlı erkeklerden birisi, genç erkeğe dönüyor, sen bilmezsin.
Rakı masası. Kağıt oynanıyor bir yandan. İki kadın daha var şimdi. Genç erkek biraz rahatladı. Erkek. Kadınlar da hapishanede yatmışlar. Erkekler anlatıyor. Biz diyor nelerimizi verdik bu ülkeye, ama hiç de pişman değilim. Erkekler anlatıyor. Kadınlar gülümsüyor.
Alkol tüketimi arttıkça erkekler daha çok konuşuyor. Bu kadar mı aynı olur her şey. Çocukluğunda da böyleydi. Sarhoş olan erkekler, onları idare eden kadınlar. Gezi diyor, gezide, ben var ya, en öndeydim ha. Parmağını genç erkeğe çeviryor, kadınlar erkeklerden çok daha cesurdu.
Dünkü olaya mı gönderme yapıyor. N’apsaydım, çadırdan çıkıp hayvanla mı boğuşsaydım. Napsaydım. Genç kadın erkeğin elini tutuyor. Kadınlar barışı sağlıyor, erkekler savaşmak üzere.
Anılar yarışıyor şimdi. Üç kadın ve genç erkek bir ömre bu kadar anının sığmayacağının farkında. Bu iki yaşlı erkek on kişilik hayat yaşamış gibiler. Ama kimse sesini çıkarmıyor. Hapishanede, dağlarda geçen bir ömrün sonunda kendi anılarına arkadaşlarının anılarını da katmışlar çok mu? Kamulaştırmışlar anıları. Hem hepimiz hep yaparız bunu diyor genç erkek genç kadının kulağına eğilerek, başkalarının yaşadıklarını kendimiz yaşamış gibi anlatırız, tuhaf bir keyif alırız bunu yapmaktan.
İki çift erkek gözü onun üzerinde şimdi. Bir şey varsa hepimiz duyalım diyorlar. Yok öyle rakı masasında kulaktan kulağa. Silah taşımış, tünel kazmış sesler. Sert, mesafeli şimdi. Yine kadınlar devrede. Bırak diyor adamlardan biri, sen mi öğreteceksin bana insanlığın ne olduğunu, ben kurban olurum onlara.
Yine yatma vakti. Yine korku. Bu gece neler olacak çadırda? Kadın yatıp uyuyor hemen. Üç kişi kaldılar yine. Ahmet abi dışarıda uyuyor. 10 sene hapishanede yatan nerde yatmaz ki? Bizimkinin gözüne uyku girmiyor. Kalbinin sesini kadını duymasa diye dua ediyor. Erkek. Yaşamayı bu kadar sevdiğini bilmezdi hiç.
Elektrik yok, su yok. Sabaha kadar gözlerini çadıra dikti. Uyumadı. Gün ışıyınca uyuyakalmış belli ki. Kalktığında kadın yok yanında. Çadırdan çıkıyor. Kadın sahilde yoga yapıyor. Yanında iki kedi var. Gece çadıra çarpan kediler bunlar. Ahmet abi kahvaltı hazırlamış. Gelin güzeller diyor, çay da demledim.

18 Haziran 2014 Çarşamba

ve ben hep bir gecede
her cümlem öncesinden başlar
yarım kalmıştır çünkü
ne varsa, ne idiyse

o değil ki mesele
bir adama yan gözle bakmak
başkasının hayatına sığınır da
utanırız sonra

beşiktaşın geceleri
coğrafi bi farklılık yaratmaz
martı seslerini saymazsak

ben hep arkadaş zekai özger gibi yazmak istiyorum artık
olmuyor
ben hep unutmak istiyorum geçmişteki kayıpları
olayazıyor
ben ölümüne isyan etmek istiyorum bize dayatılan ne varsa
oluyor

16 Haziran 2014 Pazartesi

insanlar birbirlerine kötülük ediyorlar, kötü şeyler öğretiyorlar.

yapmamalılar.

hayat kısa.
kuşlar uçuyor.

14 Haziran 2014 Cumartesi

maneviyatın peşinden gittim sanırsın, maddiyatın altına imza atarsın, çırpındıkça batarsın.

2 Haziran 2014 Pazartesi

ahmet haşim'den:

“Mânâ” araştırmak için şiiri deşmek terennümü yaz gecelerinin yıldızlarını ra’şe içinde bırakan hakir kuşu eti için öldürmekten farklı olmasa gerek.

"Anlam" araştırmak için şiiri deşmek, şakıması yaz gecelerinin yıldızlarını titreyiş içinde bırakan zavallı kuşu eti için öldürmekten farklı olmasa gerek.

-----------------------------

Kelime tahvilâtı ve ahenk endişeleri arasında “mânâ” küsûfa uğrarsa “ruh” onu ahengin lezzetiyle telafi eder. Esasen “mânâ” ahengin telkinatından başka nedir? Şiirde mevzu şair için terennüm ve tahayyüle bir vesiledir. ..... Bu tarifin haricinde hiçbir şiir yoktur.

Yanlış sözcük seçimleri ve ahenk endişeleri arasında "anlam" güneş tutulmasına uğrarsa, "ruh" onu ahengin lezzetiyle telafi eder. Esasen "anlam" ahengin telkinatından (telkin ettiklerinden) başka nedir? Şiirde konu, şair için ezgi ve imgeleme bir araçtır. ..... Bu tarifin dışında hiçbir şiir yoktur.

29 Mayıs 2014 Perşembe

konferansta bugün "deleuze ve hayvanlar" gibisinden başlıklı bir sunum vardı. 'labirentler' ve 'akademi için bir rapor'dan ne öğrenmiş olabileceğime dair yeni bir şeyler öğrendim:) romancının romanı'nı oyunlaştırmanın henüz başındayken denk gelmesi de kafa açıcı oldu. anlaşılması zor notlar almışım. fransızca bileydim böyle mi olurdu:) neyse. olabildiğince basitleştirdim, biraz da indirgedim sanırım. ilgilisi var mı bilmem ama notlardan çıkan notlar şöyle:

- hayvanın iç dünyasından (duygular, hisler) farklı olarak bir de ifadesi (dışavurum) var. bunu daha açık ifade edicem.

- şöyle bir bakış açısı var: bakmak yaratmaktır, görmek yaratmaktır. batı kültüründe hayvanların elinden herşey alındı. hakları, ritüelleri, özgürlüğü... bugün ters yönde hareketler başlamış olsa da bu yeterli değil. yanlış bir konumlanmadan vazgeçip, aynı yerde tersi bir yerden tekrar konumlanmaktansa o konumlanmayı bütünüyle terk etmek. bir hareketi tıkayan her tür temelden, yerleşimden kurtulup yeniden harekete geçmek. hayvanın fizikselliğine yeni bi bakış gerekiyor. yeni bir konum.

- bazı hayvanlarda (belki de hepsinde) biyolojik gerekliliği olmayan fiziksellikler var

- bu dış görüntülerin, fizikselliklerin bir amacı yok. bir tür imza. hayvan ve dünya arasındaki etkileşimin izi, imzası.

- bu fiziksellikler uyum sağlama ya da zorunluluk olarak değil bir dışavurum olarak görülmeli

- bu bakış açısı dar mekanik açıklamadan kurtarır hayvanı. hayvanın kendini algılamasına ek olarak dünyayla geçtiği etkileşimin ifadesi.

- sanatla benzerliği. kendimi nasıl ifade edebilirim? nasıl dışavururum? söze hapsederek değil. sözsüz de değil. sadece ifadeyi sözün boyunduruğundan kurtarmak. sözü de ifadenin içine katmak.

- burdan bakınca her bir hayvan görüntünün bir titreyişidir, kendi başına öyküdür, tekil bir dışavurumdur, her bir hayvan bir ifade çizgisidir

- hayvanı insan üzerinden anlama sapkınlığından kopmak gerekir.

- hayvan-toprak ilişkisinin ötesine hayvan-dünya ilişkisi, hayvan-kosmos ilişkisi

- burada evrimin sürekli ileriye gittiği, canlıların karmaşıklaştığı, insanın bu karmaşıklık piramitinde tepede olduğu savlarına bir karşı çıkış var. daha ziyade ifade biçimlerinde bir zenginleşmeden bahsediliyor.

- ifade bir dil meselesi değildir. sadece dil meselesi değildir.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

sempozyumdan sempozyuma koşturdukça şunu fark ediyorum: akademi denilen şeyin içi boşalmış, kariyerizm akademiyi de kapsamış, eritmiş.

uzmanlaşma çok fena bir şey. insanı hayatta tutacak tek şey merak.

yerleşmek ve sabitlenmek ölmek demek bir bakıma.

istanbul'da her şey alacak verecek meselesi. bir insan girer hayatına. alacağını alır. senden almaya devam edeceği şeyleri başkasından alabilecekse onun hayatına girer, seni geride bırakır.

hayat bir düş imiş, pili bitmiş.

geziyi bütün hatırlamalar hüzün ve nostalji. gezi hayata yönelikti, geziyi anmamalı. diriltmeye çalışmamalı. geziden somaya bir yol var, o yolda ısrarcı olmalı.

tiyatro, sinema, edebiyat, masaj, tasarım. siyaset biraz da. biraz da hayat. başka ne katabilirim hayat(ım)a. disiplinler arasında gezinmeye devam.

bir insana içini açmak bedenini açmaktan çok daha zor, çok daha mahrem aslında.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

erkekleri genel olarak sevmem
soru soranları severim
sen konuşurken dinlemeyip kendisine sıra geldiğinde ne söyleyeceğini düşüneni sevmem
kafasında sorular olanı severim
cevapları olanı sevmem

27 Nisan 2014 Pazar

ki sen, dünyanın ücra bir köşesinde
kendi varlığından bile emin olamaz hale gelirsin

suç feysbuka ihtiyaç duyan ermişte değil
ne de fotoğraf varlığın teyidi

bir gün bir başıma gideceğim buralardan
hiç kimsenin vicdanını rahatlatmasına izin vermeden

20 Nisan 2014 Pazar

buraya da alalım efenim:

para kazanma derdi kadar avutucu bir şey yok. öyle bir geçiyor ki zaman.. çalıştıktan sonraki zaman da sanki ayrı bi değer kazanıyor. hayata karşı küçük zaferler: kahve molası, şöyle bi denize bakmak, yeni açılan bir restoranı 'keşfetmek'.. müdürler, onların müdürleri, takım elbiseler falan.. ödüller bir de, en iyiler.. endüstriye mal üretir hale geldiğini fark edemeyen sanat. eski aklımın nesi vardı diyor insan.. kibirli görünmemek için bu eleştirileri dillendirmekten bile çekiniyor oluşumuz: beğenmediğin şeyler hakkında sessiz kalman yetmez, "öveceksin ki alçak gönüllü desinler". askerlik var sonra. bir de ortadoğuda yaşıyorsun, bir sürü çocuğu öldürüyorlar, göz altına alıyorlar, darp ediyorlar. sonra bir de insanlar arası ilişkiler.. büyü bozulmasın diye iyi anlaştığın biriyle daha fazla yakınlaşmak istememek.. mülk edinir gibi sevgili edinmek. insan mülkünü nasıl sevebilir? politik yakınlıkların olağanın üzerinde kısa süreliliği.. bağlanmaya olandan daha az değil ayrışmaya olan merakımız, "hangi köydensin sen"den öteye gidemiyor politik tartışmalar. durdum.

madem feysbuktayız, hemen kendime döneyim. üç ihtimal var: birincisi bu aralar çok çalıştığım için yoruldum biraz, ikincisi yaşlanıyorum, üçüncüsü ve en kötüsü zamanında (üniversitedeyken mesela) klişe/yüzeysel bulduğum eleştirilerden daha fazlası değil bu hayat.

kafka'ya bakılırsa birincisi doğru:

"Sevgili bayan Milena, size Prag'tan sonra Meran'dan yazmıştım. Karşılık vermediniz. Gönderdiğim o pusulalara karşılık beklemem yersiz, biliyorum. Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız."

ya da sıklıkla olduğu gibi biz yanılıyoruz, ursula'm haklı:

"Uykuya ihtiyacınız olduğunu biliyorsunuz. Tıpkı yemeğe, suya ve havaya ihtiyacınız olduğu gibi. Peki, uykunun tek başına yeterli olmadığını, vücudunuzun rüyalı uyku hakkını da aynı şiddetle talep ettiğini biliyor muydunuz? Sistemli olarak rüyalardan yoksun bırakılması halinde beyniniz size çok tuhaf oyunlar oynamaya başlar."

17 Nisan 2014 Perşembe

ölümle bi imtihan bu.
yaşamak zor geliyor çoğu zaman.
sanki bir boşluk var da onu doldurmalısın sen

"bir kuş bir balığı sevebilir
ama nerede yuva kuracaklar"

10 Nisan 2014 Perşembe

hiç bir zaman tek bir kişiye bağlanamayacak olanlar,
bağlanacak tek bir kişi arayarak ömrünü harcayanlar,
anne/babadan kurtulmak için bir an önce evlenenler,
gençliklerindeki 'muhteşem güzellik'i,
'o'nu unutmak için evlenenler,
teselliyi çocuk yapmakta bulanlar,
mutsuz erkekler,
kadınlar,
insanlar,
ilişkiler,
ilişkiler..


Maşa: Bunları size bir yazar olduğunuz için anlatıyorum, işinize yarar belki. Eğer kendini ölümcül bir şekilde yaralamış olsaydı, inanın bir saniye yaşamazdım.  Gene de metanetim yerinde; kararımı verdim, bu aşkı kökünden söküp atacağım yüreğimden.
Trigorin: Nasıl?
Maşa: Evleneceğim... Medvedenko’yla.
Trigorin: Şu öğretmenle mi?
Maşa: Evet.
Trigorin: Ne anlamı var bunun?
Maşa: Umutsuzca sevmenin, yıllarca bekleyip durmanın ne anlamı var? Evlenince hiç değilse aşk maşk kalmaz. Yeni gayeler kaygılar çıkar, eskileri siler süpürür. Bir değişikliktir ne de olsa. Bir tek daha atalım mı?
Trigorin: Fazla kaçmaz mı?
Maşa: Yok canım (kadehleri doldurur) 

22 Mart 2014 Cumartesi

bugün bi oyun izledim. seyirciler arasında cem yılmaz da vardı. cem yılmaz, cem yılmaz olduğu için oyunu gülerek izliyordu. oyunun komik olmayan bir yerinde seslice güldü. o güldü diye biz de güldük.

3 Mart 2014 Pazartesi

14 Şubat 2014 Cuma

"Öyleyse, bir bakıma en genel anlamıyla patronluk, esir almak demektir ve kapitalist sömürü dışında, günümüzde anlam taşıyan başka alanlarda da bu durumların dışavurumları görülebilir: STK yöneticilerinin, önder sıfatıyla, aktivistlerin faaliyetlerinin sonuçlarını kendine mal etmesi, üniversitede ensesi kalın hocanın asistanların yaptıklarını, sanatçının da yardımcılarının yaptıklarını kendine mal etmesi... -bunlar kapitalist girişime dahil değildir, hedeflerinin de finansal kazançla hiçbir alakası yoktur. Ama bu kişiler de patrondur; genel anlamda patron'un özgül örnekleridir ve herhangi bir efendi-arzunun hizmetine koşulmuş tebanın çabasını esir alırlar." Frédéric Lordon - Kapitalizm, Arzu ve Kölelik

11 Şubat 2014 Salı

yoksa bütün bunlar, yani bütün bu olanlar, bu başımıza gelenler, hiç kimseyi abim kadar sevemediğim için mi oluyor?

31 Ocak 2014 Cuma

'radikal solcu' olarak girdiğim berberden "sarıgül iyi adam" diyerek çıktım. önce oy vermeye ikna ettiler beni. sonra "abi yanlış anlama ben sıradan bir vatandaş olarak söylüyorum bunları sana" ile başlayan konuşma saçlarımın kıvırcık olmasının gerginliğiyle bitti. sakalımın uzun olması ile muhteşem yüzyıl arasında bağlantı kuruldu. gramscinin ruhu gezindi durdu berberde.
sonra galataya oyuncu bi arkadaşımın evine gittik. viski içtik. tinercilerle ilgili bir kısa film çekmeye karar verdik.
oradan baba zula konserine gittik. konserde tekrar sola doğru kaydık. errrrkeeekkkler geldi sonra. önümüze durdular. en yersiz zamanı bekleyip her yer taksim her yer direniş diye bağırmaya başladılar. direnişi eğlenceye alet etmelerinin erkek olmalarıyla ilişkili olduğuna bir kadın arkadaşımı ikna etmeye çalışmakla geçti konserden sonraki çorba vakti. ama ne eğlendik. çok eğlendik.

tanrı: hayvan, bitki tamam da, insan olmadı. hadi bir kaç ülke neyse de, türkiye hiç olmadı...

30 Ocak 2014 Perşembe

ahmet: beni hiç bir düşünce ölüm düşüncesi kadar heyecanlandırmamıştır. valla. yaşımın küçük olduğuna bakmayın. içim daralır benim bazen. daralırım. o zaman hemen açar ölümle ilgili bir kaç bir şey okurum. neşelenirim birden. yüzümde güller açar. yüzümün böyle olduğuna bakmayın. güller benim yüzümde de açar. valla. insan bildiği şeyi anlatmalı. derler. ölümden gayrı pek bir şey bilmem ben. öyle. naparsın. ben de ölümü anlatiim dedim size. temsilimiz başlıyor. perde. müzik. projeksiyon...

22 Ocak 2014 Çarşamba

basın kimin ne kadar solcu olduğunu tespit etmeye pek meraklı. "aşırı sol", "radikal sol", "merkez sol" vs. sayı doğrusuna diziyor gibi dizip küçültüyorlar. hadi bunu geçtik diyelim. türkiye solcuları da pek meraklılar bu konuda. başkalarını yeterince solcu olmamakla suçlamaya verdiğimiz enerjiyi başka alanlara yönlendirsek…

kültürümüz batsın.

başkasının mutsuzluğundan mutlu olmak, sahiplenme, kıskançlık, dedikodu...

birbirlerinden gizledikleri sayesinde bir arada durabilen insanlar, kibrini gizlemek için tevazunun arkasına saklananlar…

bizimki gibi …. toplumlarda sanat ve politika tercihten ziyade zorunluluk. yıpranmadan üretken olmanın tek yolu yalnızlık…
sanma ki varacağım yere gidiyorum

20 Ocak 2014 Pazartesi

hiç bir erkek
sevişirken göz yaşlarına boğulacak kadar
sevemeyecek

29 Aralık 2013 Pazar

insan başkası okusun diye günlük yazmaz ki. aksi mümkün olmadığında yazar.
"Herkes doğada olmak ister. Çünkü doğanın senin hakkında bir fikri yoktur." nietzsche

28 Aralık 2013 Cumartesi

yahu tamam teorik olarak marksist olalım da.. göz var nizam var.. türkiyede (ortadoğuda) yaşıyoruz, ne halkı ne işçi sınıfı allah aşkına... en azından büyük büyük laflar etmeyin.
"Aşk, ortalık yerde teşhir edilmeye başladığı anda yok olmaya yüz tutar," h.arendt
- insan gerçekten bir şey yapmalı mı?
-yani?
-yani bir şey yapmadan da duramaz mı?
-durur
da
bunu söyleyen sen misin?
-e
evet
noldu ki?
-ne biliim
-yani diyorum kendi sesini duyabilmek için bir süre bir şey yapmamak mı en iyisi
-bilmem olabilir
-kendi sesini duymak için başkalarının seslerine bir süre kulak tıkamalısın
-o olmaz ama, kendini ancak başkalarıyla ilişkin üzerinden anlarsın
-nasıl yani
-sen etki edersin, bir tepki gelir, ordan anlarsın
-anladım
-iz bırakırsın anladın mı
-iz
-evet
-hmmff..
-hem bir şey dicem
bir şey yapmamak gibi bir şey var mı
-nasıl yani
-yani zaten mümkün mü bir şey yapmamak
-mümkün
yani
bir şey üretmezsin işte
-hmmm
-sadece tüketirsin
-anladım
-bugün özgürlük dediğimiz de o ya işte
-ne
-istediğin zaman istediğin şeyi tüketme
-istediğin zaman?
-yani iş saatleri dışında
-istediğin şeyi?
-yani paranın yettiği kadarını
-sen de sıkılmadın mı?
-sıkıldım dost
-hadi gidelim
-hadi
-şey
-hm?
-şunu dinleyelim de öyle


-hadi

8 Aralık 2013 Pazar

gezi direnişinden sonra yapılan bir çok video/belgelselde olduğu gibi korku/keder/hayıflanma üzerinden gidiyor belgesel. kelimeler üzerinden bölüp bildiğimiz muhafazakar yapının bi farklı versiyonunu sunmuş oluyor. içerik biçime etki etmeli sanki. içkin ilerici bi taraf da olmalı. fikir kadar duygu da olmalı.

http://www.bagimsizsinema.org/artik-yeter/

26 Kasım 2013 Salı

kukla oynatıcısı kukla aracılığıyla anlatmaz, kukla ile anlatır. gözlerimiz aracılığıyla değil, gözlerimiz ile görürüz. tiyatro insanlar aracılığıyla değil insanlar ile olur.

ileyi sevin, kullanın, güzel oluyor, neşe veriyor.

ancaaaak..

sinema ancak be ancak makineler aracılığıyla mümkün. bu yüzden mi hep hissediyorum bu mesafeyi?

kamera ile film yapmak mümkün mü acep? kamera ile dayanışma içinde? bakalım.

14 Kasım 2013 Perşembe

berk'le yazışma:

"berko dün ne konuştuk bak.

çehov uzun süre  doktorluk yaptıktan sonra yazarlığı meslek olarak kabul ediyor. haneke 40 yaşında film yapıyor. nbc de öyle. ercan kesal'ı biliyorsun, 50 yaşından sonra oyuncu oldu. böyle bir çok örnek var.

hayatta gerçekten yapacağın şeyi keşfetmek sanırım biraz uzun bi süreç. hemen olmuyor. bu geçiş sürecinde hayatını kazanacağın bir alanda başarılı olmak büyük şans.

eğer hayatını başka alandan kazanamazsan vaktinden önce yapmak zorunda kalabiliyorsun uğruna var olduğun şeyleri. örneğin yönetmen olmak istiyorum ben ama henüz film yapmam için erken olduğunu hissediyorum. bu süreçte yönetmenkikten para kazanmak zorunda kalır ve istemediğim halde bir şeyler yönetirsem istediğim şeyle arama mesafe giriyor.

oysa film yapmak benim için artık gereklilik olduğunda, film yapamaz hale geldiğimde film yapmak istiyorum ben.

öyle işte.
öperim seni."

10 Kasım 2013 Pazar

oysa

siz ikiniz birbirinizi
ne de çok severdiniz

nasıl da tamamlardınız
ötekinizi

oysa

6 Kasım 2013 Çarşamba

şu fotoğraf olayını anlamıyorum. yapılan bir şey neden kaydedilir? nedir amaç? insan neden fotoğraf çektirir? etkinliklerin fotoğrafları neden çekilir?

3 Kasım 2013 Pazar

sanki ben yapmazsam sonsuza dek yapılmayacak hissi geldiğinde o eylem senin için gerekliliktir, yap lütfen. ama yaptığın şey cevap verilebilir olsun, kendini başkalarına açsın, başkalarına alan açsın..

1 Kasım 2013 Cuma

o ne güzel göz
bir kaç diş
şımarık
bir gülüş

unutsan ya
ne varsa geride
hayat böyle
bir uğraş

hem sevmesini bilmiyorsun
hem kalplere giriyorsun
dur artık
yaş olma gözlerde

büyüklendin bak yine
kendin çalar söylersin
hem sorusun sorar
hem cevabın verirsin

27 Ekim 2013 Pazar

insan kendini ancak başkası ile karşılaşması üzerinden anlayabiliyor. başkasını da diğer başkalarıyla karşılaşmalarından.

klişeler tüketiyor bizi. ezberler bitiriyor.

çoğu insan kendine yaşıyor aşkı. karşı tarafı yok sayıyor kendi aşkını doya doya yaşamak için.

bir insanın bir insandan soğuması için büyük trajediler yaşamasına gerek yok. dostoyevski haklıydı. küçücük bir detay yeter nefret etmek için. gerisi lafla altını doldurma. performansa dramaturgi yapma bir bakıma.

hayat güzel. her şeye rağmen. her şeye rağmen karşılaşmalara açık olmalı. serbestliğe yol veren karşılaşmalara.

serbestliğini kısıtlıyorsa herhangi bir ilişki, bitsin daha iyi.

26 Ekim 2013 Cumartesi

rahatlık değil de serbestlik önemli. özgürlük çok geniş kavram, ulaşılamaz. serbestlik iyi.

23 Ekim 2013 Çarşamba

insan kendini affetmek için özür diliyor çoğu zaman, bütün o ağlamalar sızlamalar falan.. halbuki kendini affetmemeyi göze alabilse, bir sürü şey öğrenecek o durumdan.

8 Ekim 2013 Salı

şiddet hakkında atıp tutanların şiddetle tanışıklığı bile yok
ne yazık
eşitlik, özgürlük hakkında konuşan kendi kibrinden bihaber
yazık
ey doğa, her şey ne kadar güzel bu aralar, uzuun zamandır ne kadar yolunda her şey. teşekkür ederim.

1 Ekim 2013 Salı

güzellik güzelde beklermiş
bir göz fark etsin diye
her insan aslında güzelmiş
gören göz bakmasını bile

tekrar müzik dinlemeye başladıysa insan
aşk başlamış demekmiş
çift üç kişidir derler
çift olmaya, aşkı bitirmeye mazallah

24 Eylül 2013 Salı

herkes her şeyi o kadar çok biliyor ki gelin benim hayatımı da benim yerime yaşayın diyesim geliyor. diyom mu? demiyom.

21 Eylül 2013 Cumartesi

spinozacı marksist ekolojist şiddet karşıtı 'minör' vejetaryen adanalı 'krishnamurtisever' sinemacı tiyatrocu kurgucu bilgisayar mühendisi..

tek rakibim:

19 Eylül 2013 Perşembe

bi organizma olarak dünyaya geliriz. bu organizma üzerine bir kimlik kurulur. aileden başlar, biraz genişler, okul olur, biraz daha genişler, yavaş yavaş her türlü toplumsal etkiye açık hale gelir. "ben" inşa edilir. artık "ben şöyle bir insanım" demeye başlarız.

bu kurulan "ben" kısıtlı bi algıyla oluşmuştur. çoğu zaman neden öyle değil de böyle davrandığımızı bile anlamayız. yavaş yavaş bu "ben" o kadar güçlenir ki gerçekten özne olduğumuz yanılgısına sahip oluruz. oysa her davranışımızın bir sebebi vardır. o sebebin de bir sebebi vardır. bu böyle gider.

o halde özgür irademiz yok mu? sanırım yok. peki ne biliyoruz? bir beyne sahibiz. bu beyin bedenle bire bir ilişkiden de öte birlik içinde. sandığımız gibi "beyin + beden"den değil beyin-bedenlerden ibaretiz.

bu beyin-beden geçmiş hesapları gelecek planları yapabiliyor. yani olaylar öyle gelişiyor olsa da onlar üzerine fikir geliştirebiliyor. buna zihin diyoruz. zihnin özgürlüğü pekala mümkün olabilir. nasıl?

önce şunu düzeltmek gerekiyor. zihin de beden-beyinle bir. yani beden-beyin-zihiniz. bunu merak edenler biraz sinirbilim karıştırmalı.

devam ediyorum. zihnin özgürlüğü nasıl mümkün? yani özgürlük. sanıyorum konumlanma noktaları, bakış açıları geliştirerek.

benim geliştirdiğim bakış açısı özgürlükten gücünü alıyor. hayatımdaki her eylem beni özgürleştirmeli. mümkün olduğunca. bunun için karşılaşmalara açık olmalı, kendi "ben"imi bir kenara bırakmalı ve merak ederek yaşamalıyım. bunu bir süredir deneyimliyorum.

çok güzel insanlara temas ettim, pek yüksek 'an'lar yaşadım, çok şey öğrendim, çok şey 'an'ladım.

e tabi bir çok sorun da yaşadım, yaşıyorum. dış dünya diye kendimden ayırdığım dünya çok fena durumda. yaptığım ayrım saçma olduğuna göre organizmam da fena durumda. dışardan gelen etkilere, insanlara kendimi açtığımda yanlış anlaşılabiliyorum.

bazen diyorum hani hayat yanlış anlaşılmalar toplamı mı? hemen sonra bu havalı düşünceden vaz geçiyorum.

pratik olarak konuşacak olursam yaşadığım şöyle bir döngü: merak - tanışma - didikleme - sevgi - aşk? - eleştiri - didikleme - imajın bozulması - beklenti - veryansın - sitem.

bu hayatta açık olmak çok zor kısacası. ya yarattığın "ben"e sarılıp sıkıcı ama güvenli bir yaşamı seçeceksin ya da kazaları göze alıp açık bir şekilde ilişkileneceksin.

hangisi? benim için hala açık olmak. ama emin de değilim, bilemiyorum.

tekrar edelim; hayat ilişki demektir, eylem demektir.

bu yazıyı arada bir düzelterek devam edicem.


(edit: etmedi)

16 Eylül 2013 Pazartesi

yani insanlı olmak eyvallah da,
yalnızlık bir başka.
bir de kelimeler çoğu zaman işe yaramıyorlar,
cool görünmek dışında.

böyle deyince
ulus baker
bana bakar


gülümser

12 Eylül 2013 Perşembe

sevgili az sayıdaki okurlarım,

bugün yine behçet necatigil sokağından sesleniyorum sizlere. hayat diyorduk en son, evet hayat. hayattan bahsediyorduk. öyle değil mi.

evet.

hayatı anlamaya çabalıyorduk.

ben buldum. yolda buldum hem de.

evet, geliyor.

hayat eylem ve ilişki demektir. ikisinin bileşkesi olarak OLUŞlar.

eve gelince eski yazdıklarıma baktım. ben bunu daha önce de bulmuşum.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

aslında insanlar ikiye mi ayrılır
birincisi gelecek zamanda mutluluk arar
diğeri şimdi
gelecek zamanda arayan avutur kendini de
şu anı kollayan biçare

her şey güzel olacak gülüm
demesini bekler kadın adamın
adam demez ama
dilinin ucuna gelir de
söylemez

kadın derken kadınlıktan
adam derken erkeklikten bahsediyorum elbette
bu iki halin her insanda farklı oranlarda bulunduğunu bildiğinizi varsayıyorum
sevgili az sayıdaki okurlarım

28 Ağustos 2013 Çarşamba

sanki çöplük içindeki bu dünyaya sonradan yerleştirilmiş gibi hisseden kendisini bu dünyanın dışına koyan ve hatta bu dünyayı kendisine layık bulmayan solcular, kötülüğün kalıcı olduğuna insanın ve dolayısıyla dünyanın değişmeyeceğine inanan muhafazakarlar, kurtuluşu çift olmakta 'manita' yapmakta arayan tekler, hiç ölmeyecekmiş gibi biriktirmeye çabalayan küçük burjuvalar, bu dünyanın karmaşasından başka karmaşık dünyalar yaratarak kaçmaya çalışan mistikler, kendindeki eksikliği sıradışı davranarak gizleme derdindeki bütün 'cool'lar, ben diye diye kendi başını yeme noktasına gelmiş ben-merkezciler, kendi türünden cinsiyetinden milliyetinden dininden ve başka bölünmüşlüklerinden başka tür cinsiyet milliyet din ve başka bölünmüşlükleri yok sayan kibirliler ve başka bağzı diğerleri yani hepimiz.

değişim vakti.
hayde

26 Ağustos 2013 Pazartesi

şey yani düşünmek seni
aklıma gelmiyor değil
bir düşüncenin etkisi gidermiş ya o düşüncenin etkisinden daha büyük bir etkiye sahip düşünceyle birlikte
işte ben o düşüncelerden bile kaçmak istiyorum seni düşünmeyi bırakmayayım diye

ki sen ki kimsin
sen bile kendini bilmezsin

kibir

kibir geldi aklıma şimdi
sen şimdi bütün bunları üzerine alınırsın
ki ben
yokmuş aslında
bir varmış bir yokmuş
bir eşcinsel bir feminist bir hetero
el ele tutuşmuş da
protesto edermiş
bağzı şeyleri

balım
dermiş
biri diğerine
kuzum
diğeri ona
o onu ondan kıskanırmış da
belli edermiş
belli etmemeyi beceremezmiş

sevgi
hala terketmedi bu toprakları
gecenin bilmem kaçında
behçet necatigil sokaklarında
dünyanın başarı olarak sunduklarını, önerdiklerini ( ödül, kariyer, para, saygı...) olumsuzladığında, bunlara itibar etmediğinde, önünde büyük bir enerji (yaratım) alanı açılıyor. aynı olumsuzlama spiritüel (mistik) dünyanın sundukları için de olmalı. düşünen etkinlik çoğulu bire götürmeli.

25 Ağustos 2013 Pazar

bir güle bağlanmış rezalet
bir de gülüşün senin
dizlerimi yere çöktüm
ağladım

13 Ağustos 2013 Salı

ne mutlu biten bir gece
ne türlü kıskançlıklar
ne o sözde dostluklar
neyin tiyatrosuymuş o
sinema da ne hele

5 Ağustos 2013 Pazartesi

insanlığı değil de, çok seviyorum insanları
ya da diyelim insanlar var çok sevegeldiğim

hayat kısa
kuşlar uçuyor

28 Temmuz 2013 Pazar

Gelmem dediğime bakma.
Eğer geliyorsam,
Eğer gideceksem...
Bırakma!
ö.a

26 Temmuz 2013 Cuma

23 Temmuz 2013 Salı

işte böyle dostlar. bir uzun gece olur. gece uzar. gece yazdırır.
işte böyle bir insandır bu kulunuz. geçmişi toplar, çıkarır, çarpar, böler. yalnızlık kalır geriye.
yalnızlık ve kimsesizlik, özgürlük ve yoksunluk karışır bazen gecede. kimsesiz olan yalnız değil midir aynı zamanda ve her şeyden yoksun olan özgür de sayılamaz mı bir bakıma?
insanlara iyi gelmek iyi de, insanlardan da iyi gelse ya biraz. iyisi kötüsü hepsi kabul. yeter ki eşit koşullarda insan gelse biraz. özgür ruhlu insan gelse biraz.
bir martı gelir gelse gelse. konar pencereye. bir kumru yuva yapar aynı pencerenin önüne. dünyaya getirmek için kendi canından bir can, cananından canan.
gülümsemek için yeter elbet bu da. baksana şu kumruya. ürkek ürkek tartıyor gelen var mı bu taraftan diye. yumurtasının üstünde. kalbiyle, etiyle ısıtıyor yavrusunu. hiç düşünmüyor kaçıp gitmeyi. yavrusu var altında, canı. bırakır mı hiç?

benim de olacak mı bir yavrum ya rab?
kaşlarını çatıp kızacak mı bana
birlikte mesela konuşacak mıyız gezi olayları üzerine
"baba sen ne yaptın o sırada, sakın uzaktaydım deme" diye 'ayar' verecek mi bana
ilk sevgilisiyle buluştuğunda mesela...

ya rab!
bir kumrunun pencereme yaptığı yuva mıdır bu hayalleri düşüren aklıma?
ondan mı içimde bir can dündar yeşerdi!

hayat ne güzel şey ya rab,
gece ne güzel,
var olmak da öyle,
özgürlük ne güzel!
İki kişi ciddi bir konu hakkında konuşurlarken ortada gizli bir şiddet vardır. Bu şiddet iki tarafı aynılaştırır. 

22 Temmuz 2013 Pazartesi

acı verici olan eylemde bir olduğun insanlarla düşünceler yüzünden ayrışmak, ayrılmak. yani dışarıdan birisi yaşama şekillerinize baksa, günlük eylemlerinizi incelese aynı elmanın iki yarısı diyecek size ama kelimeler işte..
ama..
ama olsun. sen sevgi duyuyorsan bir insana, o sevgi hep orada. o insana yöneltilmiş falan da değil. sevgi olmuşsun bir bakıma.
bugün hissettiğin tutkuları bir kenara bırakıp
sana iyi gelen karşılaşmalardan uzaklaştırdığında kendini
sen sanıyorsun ya iyi olacaksın ilerde bir gün
iyi de
bugün değilse ne zaman
ya gelecekteki sen bugünkü senin kararlarını beğenmezse
ya pişman olursan gelecek planları yaptığın için
unutma
mutluluk erdemin ödülü değil kendisidir

16 Temmuz 2013 Salı

iki kişilik bir ilişkide konuşacak çok fazla şey varsa hiç konuşmamak güzel mi güzel

14 Temmuz 2013 Pazar

hadi biraz senden konuşalım
sen biraz senden bahset
ben biraz seni anlatırım sana
zaman akar öylece
gece olur
sonra sen bana çocukluğunu anlatırsın
eski aşklarını sonra
gecenin sonunda unutmayalım da sen hakkında konuşalım
sen
seni gidi
kadın..

7 Temmuz 2013 Pazar

24 Haziran 2013 Pazartesi

- eğer Tanrı varsa Abi'm ölürken neredeydi

-birbirinizi sevin, sevgisiz bir hayat boşa geçmiş demektir

-nerdesin, özledim seni..

9 Haziran 2013 Pazar

devrim zaten o anın içinde oldu bir çok kimse için. barikatta uzanan bir el, seni yerden kaldıran iki kişi, elden ele uzanan çöp poşetleri, gaz bombası yedikten hemen sonra "gaz bombası oleey" sesleri devrimdi işte. oldu, bir kere olan bir daha olur. merak etme.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

"Her gün aklımdan geçiyorsun, insan bir selam verir."

aşık veysel' e selam ola..


"...
Çay var içersen,
Ben var seversen,
Yol var gidersen."

22 Mayıs 2013 Çarşamba

şöyle bi düşününce ne kadar saçma ya. alla allaa! düşünsene ya. başına gelenleri. kafandan geçenleri. uffff! offf! çok saçma ya. hepi topu üç beş gün. hasta olduğunda halini düşün. uff! bitti işte. anaaaa! noluyo ya? çok saçma. her şey çok saçma. eneee..

19 Mayıs 2013 Pazar

şimdiki sözde gerçekliğimizle çelişmemesi için geçmişimizi sürekli yeniden kuruyoruz. "ben orada aslında öyle değil de ..." ya da "biz aslında belki de hiç bir zaman ..."

"anılar albayım, çok güvenilmez olabiliyorlar"

geçmişi sürekli yeniden kurmaya gerek yok. rahat bırakalım yaşadığımız 'an'ları. belki de mutluluk kaydetmeyerek mümkün.

"i was wondering sir whether it is possible not to record at all"