“Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” Direnmek neşe verir.

20 Nisan 2014 Pazar

buraya da alalım efenim:

para kazanma derdi kadar avutucu bir şey yok. öyle bir geçiyor ki zaman.. çalıştıktan sonraki zaman da sanki ayrı bi değer kazanıyor. hayata karşı küçük zaferler: kahve molası, şöyle bi denize bakmak, yeni açılan bir restoranı 'keşfetmek'.. müdürler, onların müdürleri, takım elbiseler falan.. ödüller bir de, en iyiler.. endüstriye mal üretir hale geldiğini fark edemeyen sanat. eski aklımın nesi vardı diyor insan.. kibirli görünmemek için bu eleştirileri dillendirmekten bile çekiniyor oluşumuz: beğenmediğin şeyler hakkında sessiz kalman yetmez, "öveceksin ki alçak gönüllü desinler". askerlik var sonra. bir de ortadoğuda yaşıyorsun, bir sürü çocuğu öldürüyorlar, göz altına alıyorlar, darp ediyorlar. sonra bir de insanlar arası ilişkiler.. büyü bozulmasın diye iyi anlaştığın biriyle daha fazla yakınlaşmak istememek.. mülk edinir gibi sevgili edinmek. insan mülkünü nasıl sevebilir? politik yakınlıkların olağanın üzerinde kısa süreliliği.. bağlanmaya olandan daha az değil ayrışmaya olan merakımız, "hangi köydensin sen"den öteye gidemiyor politik tartışmalar. durdum.

madem feysbuktayız, hemen kendime döneyim. üç ihtimal var: birincisi bu aralar çok çalıştığım için yoruldum biraz, ikincisi yaşlanıyorum, üçüncüsü ve en kötüsü zamanında (üniversitedeyken mesela) klişe/yüzeysel bulduğum eleştirilerden daha fazlası değil bu hayat.

kafka'ya bakılırsa birincisi doğru:

"Sevgili bayan Milena, size Prag'tan sonra Meran'dan yazmıştım. Karşılık vermediniz. Gönderdiğim o pusulalara karşılık beklemem yersiz, biliyorum. Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız."

ya da sıklıkla olduğu gibi biz yanılıyoruz, ursula'm haklı:

"Uykuya ihtiyacınız olduğunu biliyorsunuz. Tıpkı yemeğe, suya ve havaya ihtiyacınız olduğu gibi. Peki, uykunun tek başına yeterli olmadığını, vücudunuzun rüyalı uyku hakkını da aynı şiddetle talep ettiğini biliyor muydunuz? Sistemli olarak rüyalardan yoksun bırakılması halinde beyniniz size çok tuhaf oyunlar oynamaya başlar."

17 Nisan 2014 Perşembe

ölümle bi imtihan bu.
yaşamak zor geliyor çoğu zaman.
sanki bir boşluk var da onu doldurmalısın sen

"bir kuş bir balığı sevebilir
ama nerede yuva kuracaklar"

10 Nisan 2014 Perşembe

hiç bir zaman tek bir kişiye bağlanamayacak olanlar,
bağlanacak tek bir kişi arayarak ömrünü harcayanlar,
anne/babadan kurtulmak için bir an önce evlenenler,
gençliklerindeki 'muhteşem güzellik'i,
'o'nu unutmak için evlenenler,
teselliyi çocuk yapmakta bulanlar,
mutsuz erkekler,
kadınlar,
insanlar,
ilişkiler,
ilişkiler..


Maşa: Bunları size bir yazar olduğunuz için anlatıyorum, işinize yarar belki. Eğer kendini ölümcül bir şekilde yaralamış olsaydı, inanın bir saniye yaşamazdım.  Gene de metanetim yerinde; kararımı verdim, bu aşkı kökünden söküp atacağım yüreğimden.
Trigorin: Nasıl?
Maşa: Evleneceğim... Medvedenko’yla.
Trigorin: Şu öğretmenle mi?
Maşa: Evet.
Trigorin: Ne anlamı var bunun?
Maşa: Umutsuzca sevmenin, yıllarca bekleyip durmanın ne anlamı var? Evlenince hiç değilse aşk maşk kalmaz. Yeni gayeler kaygılar çıkar, eskileri siler süpürür. Bir değişikliktir ne de olsa. Bir tek daha atalım mı?
Trigorin: Fazla kaçmaz mı?
Maşa: Yok canım (kadehleri doldurur) 

22 Mart 2014 Cumartesi

bugün bi oyun izledim. seyirciler arasında cem yılmaz da vardı. cem yılmaz, cem yılmaz olduğu için oyunu gülerek izliyordu. oyunun komik olmayan bir yerinde seslice güldü. o güldü diye biz de güldük.

3 Mart 2014 Pazartesi

14 Şubat 2014 Cuma

"Öyleyse, bir bakıma en genel anlamıyla patronluk, esir almak demektir ve kapitalist sömürü dışında, günümüzde anlam taşıyan başka alanlarda da bu durumların dışavurumları görülebilir: STK yöneticilerinin, önder sıfatıyla, aktivistlerin faaliyetlerinin sonuçlarını kendine mal etmesi, üniversitede ensesi kalın hocanın asistanların yaptıklarını, sanatçının da yardımcılarının yaptıklarını kendine mal etmesi... -bunlar kapitalist girişime dahil değildir, hedeflerinin de finansal kazançla hiçbir alakası yoktur. Ama bu kişiler de patrondur; genel anlamda patron'un özgül örnekleridir ve herhangi bir efendi-arzunun hizmetine koşulmuş tebanın çabasını esir alırlar." Frédéric Lordon - Kapitalizm, Arzu ve Kölelik

11 Şubat 2014 Salı

yoksa bütün bunlar, yani bütün bu olanlar, bu başımıza gelenler, hiç kimseyi abim kadar sevemediğim için mi oluyor?

31 Ocak 2014 Cuma

'radikal solcu' olarak girdiğim berberden "sarıgül iyi adam" diyerek çıktım. önce oy vermeye ikna ettiler beni. sonra "abi yanlış anlama ben sıradan bir vatandaş olarak söylüyorum bunları sana" ile başlayan konuşma saçlarımın kıvırcık olmasının gerginliğiyle bitti. sakalımın uzun olması ile muhteşem yüzyıl arasında bağlantı kuruldu. gramscinin ruhu gezindi durdu berberde.
sonra galataya oyuncu bi arkadaşımın evine gittik. viski içtik. tinercilerle ilgili bir kısa film çekmeye karar verdik.
oradan baba zula konserine gittik. konserde tekrar sola doğru kaydık. errrrkeeekkkler geldi sonra. önümüze durdular. en yersiz zamanı bekleyip her yer taksim her yer direniş diye bağırmaya başladılar. direnişi eğlenceye alet etmelerinin erkek olmalarıyla ilişkili olduğuna bir kadın arkadaşımı ikna etmeye çalışmakla geçti konserden sonraki çorba vakti. ama ne eğlendik. çok eğlendik.

tanrı: hayvan, bitki tamam da, insan olmadı. hadi bir kaç ülke neyse de, türkiye hiç olmadı...

30 Ocak 2014 Perşembe

ahmet: beni hiç bir düşünce ölüm düşüncesi kadar heyecanlandırmamıştır. valla. yaşımın küçük olduğuna bakmayın. içim daralır benim bazen. daralırım. o zaman hemen açar ölümle ilgili bir kaç bir şey okurum. neşelenirim birden. yüzümde güller açar. yüzümün böyle olduğuna bakmayın. güller benim yüzümde de açar. valla. insan bildiği şeyi anlatmalı. derler. ölümden gayrı pek bir şey bilmem ben. öyle. naparsın. ben de ölümü anlatiim dedim size. temsilimiz başlıyor. perde. müzik. projeksiyon...

22 Ocak 2014 Çarşamba

basın kimin ne kadar solcu olduğunu tespit etmeye pek meraklı. "aşırı sol", "radikal sol", "merkez sol" vs. sayı doğrusuna diziyor gibi dizip küçültüyorlar. hadi bunu geçtik diyelim. türkiye solcuları da pek meraklılar bu konuda. başkalarını yeterince solcu olmamakla suçlamaya verdiğimiz enerjiyi başka alanlara yönlendirsek…

kültürümüz batsın.

başkasının mutsuzluğundan mutlu olmak, sahiplenme, kıskançlık, dedikodu...

birbirlerinden gizledikleri sayesinde bir arada durabilen insanlar, kibrini gizlemek için tevazunun arkasına saklananlar…

bizimki gibi …. toplumlarda sanat ve politika tercihten ziyade zorunluluk. yıpranmadan üretken olmanın tek yolu yalnızlık…
sanma ki varacağım yere gidiyorum

20 Ocak 2014 Pazartesi

hiç bir erkek
sevişirken göz yaşlarına boğulacak kadar
sevemeyecek

29 Aralık 2013 Pazar

insan başkası okusun diye günlük yazmaz ki. aksi mümkün olmadığında yazar.
"Herkes doğada olmak ister. Çünkü doğanın senin hakkında bir fikri yoktur." nietzsche

28 Aralık 2013 Cumartesi

yahu tamam teorik olarak marksist olalım da.. göz var nizam var.. türkiyede (ortadoğuda) yaşıyoruz, ne halkı ne işçi sınıfı allah aşkına... en azından büyük büyük laflar etmeyin.
"Aşk, ortalık yerde teşhir edilmeye başladığı anda yok olmaya yüz tutar," h.arendt
- insan gerçekten bir şey yapmalı mı?
-yani?
-yani bir şey yapmadan da duramaz mı?
-durur
da
bunu söyleyen sen misin?
-e
evet
noldu ki?
-ne biliim
-yani diyorum kendi sesini duyabilmek için bir süre bir şey yapmamak mı en iyisi
-bilmem olabilir
-kendi sesini duymak için başkalarının seslerine bir süre kulak tıkamalısın
-o olmaz ama, kendini ancak başkalarıyla ilişkin üzerinden anlarsın
-nasıl yani
-sen etki edersin, bir tepki gelir, ordan anlarsın
-anladım
-iz bırakırsın anladın mı
-iz
-evet
-hmmff..
-hem bir şey dicem
bir şey yapmamak gibi bir şey var mı
-nasıl yani
-yani zaten mümkün mü bir şey yapmamak
-mümkün
yani
bir şey üretmezsin işte
-hmmm
-sadece tüketirsin
-anladım
-bugün özgürlük dediğimiz de o ya işte
-ne
-istediğin zaman istediğin şeyi tüketme
-istediğin zaman?
-yani iş saatleri dışında
-istediğin şeyi?
-yani paranın yettiği kadarını
-sen de sıkılmadın mı?
-sıkıldım dost
-hadi gidelim
-hadi
-şey
-hm?
-şunu dinleyelim de öyle


-hadi

8 Aralık 2013 Pazar

gezi direnişinden sonra yapılan bir çok video/belgelselde olduğu gibi korku/keder/hayıflanma üzerinden gidiyor belgesel. kelimeler üzerinden bölüp bildiğimiz muhafazakar yapının bi farklı versiyonunu sunmuş oluyor. içerik biçime etki etmeli sanki. içkin ilerici bi taraf da olmalı. fikir kadar duygu da olmalı.

http://www.bagimsizsinema.org/artik-yeter/

26 Kasım 2013 Salı

kukla oynatıcısı kukla aracılığıyla anlatmaz, kukla ile anlatır. gözlerimiz aracılığıyla değil, gözlerimiz ile görürüz. tiyatro insanlar aracılığıyla değil insanlar ile olur.

ileyi sevin, kullanın, güzel oluyor, neşe veriyor.

ancaaaak..

sinema ancak be ancak makineler aracılığıyla mümkün. bu yüzden mi hep hissediyorum bu mesafeyi?

kamera ile film yapmak mümkün mü acep? kamera ile dayanışma içinde? bakalım.

14 Kasım 2013 Perşembe

berk'le yazışma:

"berko dün ne konuştuk bak.

çehov uzun süre  doktorluk yaptıktan sonra yazarlığı meslek olarak kabul ediyor. haneke 40 yaşında film yapıyor. nbc de öyle. ercan kesal'ı biliyorsun, 50 yaşından sonra oyuncu oldu. böyle bir çok örnek var.

hayatta gerçekten yapacağın şeyi keşfetmek sanırım biraz uzun bi süreç. hemen olmuyor. bu geçiş sürecinde hayatını kazanacağın bir alanda başarılı olmak büyük şans.

eğer hayatını başka alandan kazanamazsan vaktinden önce yapmak zorunda kalabiliyorsun uğruna var olduğun şeyleri. örneğin yönetmen olmak istiyorum ben ama henüz film yapmam için erken olduğunu hissediyorum. bu süreçte yönetmenkikten para kazanmak zorunda kalır ve istemediğim halde bir şeyler yönetirsem istediğim şeyle arama mesafe giriyor.

oysa film yapmak benim için artık gereklilik olduğunda, film yapamaz hale geldiğimde film yapmak istiyorum ben.

öyle işte.
öperim seni."

10 Kasım 2013 Pazar

oysa

siz ikiniz birbirinizi
ne de çok severdiniz

nasıl da tamamlardınız
ötekinizi

oysa

6 Kasım 2013 Çarşamba

şu fotoğraf olayını anlamıyorum. yapılan bir şey neden kaydedilir? nedir amaç? insan neden fotoğraf çektirir? etkinliklerin fotoğrafları neden çekilir?

3 Kasım 2013 Pazar

sanki ben yapmazsam sonsuza dek yapılmayacak hissi geldiğinde o eylem senin için gerekliliktir, yap lütfen. ama yaptığın şey cevap verilebilir olsun, kendini başkalarına açsın, başkalarına alan açsın..

1 Kasım 2013 Cuma

o ne güzel göz
bir kaç diş
şımarık
bir gülüş

unutsan ya
ne varsa geride
hayat böyle
bir uğraş

hem sevmesini bilmiyorsun
hem kalplere giriyorsun
dur artık
yaş olma gözlerde

büyüklendin bak yine
kendin çalar söylersin
hem sorusun sorar
hem cevabın verirsin

27 Ekim 2013 Pazar

insan kendini ancak başkası ile karşılaşması üzerinden anlayabiliyor. başkasını da diğer başkalarıyla karşılaşmalarından.

klişeler tüketiyor bizi. ezberler bitiriyor.

çoğu insan kendine yaşıyor aşkı. karşı tarafı yok sayıyor kendi aşkını doya doya yaşamak için.

bir insanın bir insandan soğuması için büyük trajediler yaşamasına gerek yok. dostoyevski haklıydı. küçücük bir detay yeter nefret etmek için. gerisi lafla altını doldurma. performansa dramaturgi yapma bir bakıma.

hayat güzel. her şeye rağmen. her şeye rağmen karşılaşmalara açık olmalı. serbestliğe yol veren karşılaşmalara.

serbestliğini kısıtlıyorsa herhangi bir ilişki, bitsin daha iyi.

26 Ekim 2013 Cumartesi

rahatlık değil de serbestlik önemli. özgürlük çok geniş kavram, ulaşılamaz. serbestlik iyi.

23 Ekim 2013 Çarşamba

insan kendini affetmek için özür diliyor çoğu zaman, bütün o ağlamalar sızlamalar falan.. halbuki kendini affetmemeyi göze alabilse, bir sürü şey öğrenecek o durumdan.

8 Ekim 2013 Salı

şiddet hakkında atıp tutanların şiddetle tanışıklığı bile yok
ne yazık
eşitlik, özgürlük hakkında konuşan kendi kibrinden bihaber
yazık
ey doğa, her şey ne kadar güzel bu aralar, uzuun zamandır ne kadar yolunda her şey. teşekkür ederim.

1 Ekim 2013 Salı

güzellik güzelde beklermiş
bir göz fark etsin diye
her insan aslında güzelmiş
gören göz bakmasını bile

tekrar müzik dinlemeye başladıysa insan
aşk başlamış demekmiş
çift üç kişidir derler
çift olmaya, aşkı bitirmeye mazallah

24 Eylül 2013 Salı

herkes her şeyi o kadar çok biliyor ki gelin benim hayatımı da benim yerime yaşayın diyesim geliyor. diyom mu? demiyom.

21 Eylül 2013 Cumartesi

spinozacı marksist ekolojist şiddet karşıtı 'minör' vejetaryen adanalı 'krishnamurtisever' sinemacı tiyatrocu kurgucu bilgisayar mühendisi..

tek rakibim:

19 Eylül 2013 Perşembe

bi organizma olarak dünyaya geliriz. bu organizma üzerine bir kimlik kurulur. aileden başlar, biraz genişler, okul olur, biraz daha genişler, yavaş yavaş her türlü toplumsal etkiye açık hale gelir. "ben" inşa edilir. artık "ben şöyle bir insanım" demeye başlarız.

bu kurulan "ben" kısıtlı bi algıyla oluşmuştur. çoğu zaman neden öyle değil de böyle davrandığımızı bile anlamayız. yavaş yavaş bu "ben" o kadar güçlenir ki gerçekten özne olduğumuz yanılgısına sahip oluruz. oysa her davranışımızın bir sebebi vardır. o sebebin de bir sebebi vardır. bu böyle gider.

o halde özgür irademiz yok mu? sanırım yok. peki ne biliyoruz? bir beyne sahibiz. bu beyin bedenle bire bir ilişkiden de öte birlik içinde. sandığımız gibi "beyin + beden"den değil beyin-bedenlerden ibaretiz.

bu beyin-beden geçmiş hesapları gelecek planları yapabiliyor. yani olaylar öyle gelişiyor olsa da onlar üzerine fikir geliştirebiliyor. buna zihin diyoruz. zihnin özgürlüğü pekala mümkün olabilir. nasıl?

önce şunu düzeltmek gerekiyor. zihin de beden-beyinle bir. yani beden-beyin-zihiniz. bunu merak edenler biraz sinirbilim karıştırmalı.

devam ediyorum. zihnin özgürlüğü nasıl mümkün? yani özgürlük. sanıyorum konumlanma noktaları, bakış açıları geliştirerek.

benim geliştirdiğim bakış açısı özgürlükten gücünü alıyor. hayatımdaki her eylem beni özgürleştirmeli. mümkün olduğunca. bunun için karşılaşmalara açık olmalı, kendi "ben"imi bir kenara bırakmalı ve merak ederek yaşamalıyım. bunu bir süredir deneyimliyorum.

çok güzel insanlara temas ettim, pek yüksek 'an'lar yaşadım, çok şey öğrendim, çok şey 'an'ladım.

e tabi bir çok sorun da yaşadım, yaşıyorum. dış dünya diye kendimden ayırdığım dünya çok fena durumda. yaptığım ayrım saçma olduğuna göre organizmam da fena durumda. dışardan gelen etkilere, insanlara kendimi açtığımda yanlış anlaşılabiliyorum.

bazen diyorum hani hayat yanlış anlaşılmalar toplamı mı? hemen sonra bu havalı düşünceden vaz geçiyorum.

pratik olarak konuşacak olursam yaşadığım şöyle bir döngü: merak - tanışma - didikleme - sevgi - aşk? - eleştiri - didikleme - imajın bozulması - beklenti - veryansın - sitem.

bu hayatta açık olmak çok zor kısacası. ya yarattığın "ben"e sarılıp sıkıcı ama güvenli bir yaşamı seçeceksin ya da kazaları göze alıp açık bir şekilde ilişkileneceksin.

hangisi? benim için hala açık olmak. ama emin de değilim, bilemiyorum.

tekrar edelim; hayat ilişki demektir, eylem demektir.

bu yazıyı arada bir düzelterek devam edicem.

16 Eylül 2013 Pazartesi

yani insanlı olmak eyvallah da,
yalnızlık bir başka.
bir de kelimeler çoğu zaman işe yaramıyorlar,
cool görünmek dışında.

böyle deyince
ulus baker
bana bakar


gülümser

12 Eylül 2013 Perşembe

sevgili az sayıdaki okurlarım,

bugün yine behçet necatigil sokağından sesleniyorum sizlere. hayat diyorduk en son, evet hayat. hayattan bahsediyorduk. öyle değil mi.

evet.

hayatı anlamaya çabalıyorduk.

ben buldum. yolda buldum hem de.

evet, geliyor.

hayat eylem ve ilişki demektir. ikisinin bileşkesi olarak OLUŞlar.

eve gelince eski yazdıklarıma baktım. ben bunu daha önce de bulmuşum.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

aslında insanlar ikiye mi ayrılır
birincisi gelecek zamanda mutluluk arar
diğeri şimdi
gelecek zamanda arayan avutur kendini de
şu anı kollayan biçare

her şey güzel olacak gülüm
demesini bekler kadın adamın
adam demez ama
dilinin ucuna gelir de
söylemez

kadın derken kadınlıktan
adam derken erkeklikten bahsediyorum elbette
bu iki halin her insanda farklı oranlarda bulunduğunu bildiğinizi varsayıyorum
sevgili az sayıdaki okurlarım

28 Ağustos 2013 Çarşamba

sanki çöplük içindeki bu dünyaya sonradan yerleştirilmiş gibi hisseden kendisini bu dünyanın dışına koyan ve hatta bu dünyayı kendisine layık bulmayan solcular, kötülüğün kalıcı olduğuna insanın ve dolayısıyla dünyanın değişmeyeceğine inanan muhafazakarlar, kurtuluşu çift olmakta 'manita' yapmakta arayan tekler, hiç ölmeyecekmiş gibi biriktirmeye çabalayan küçük burjuvalar, bu dünyanın karmaşasından başka karmaşık dünyalar yaratarak kaçmaya çalışan mistikler, kendindeki eksikliği sıradışı davranarak gizleme derdindeki bütün 'cool'lar, ben diye diye kendi başını yeme noktasına gelmiş ben-merkezciler, kendi türünden cinsiyetinden milliyetinden dininden ve başka bölünmüşlüklerinden başka tür cinsiyet milliyet din ve başka bölünmüşlükleri yok sayan kibirliler ve başka bağzı diğerleri yani hepimiz.

değişim vakti.
hayde

26 Ağustos 2013 Pazartesi

şey yani düşünmek seni
aklıma gelmiyor değil
bir düşüncenin etkisi gidermiş ya o düşüncenin etkisinden daha büyük bir etkiye sahip düşünceyle birlikte
işte ben o düşüncelerden bile kaçmak istiyorum seni düşünmeyi bırakmayayım diye

ki sen ki kimsin
sen bile kendini bilmezsin

kibir

kibir geldi aklıma şimdi
sen şimdi bütün bunları üzerine alınırsın
ki ben
yokmuş aslında
bir varmış bir yokmuş
bir eşcinsel bir feminist bir hetero
el ele tutuşmuş da
protesto edermiş
bağzı şeyleri

balım
dermiş
biri diğerine
kuzum
diğeri ona
o onu ondan kıskanırmış da
belli edermiş
belli etmemeyi beceremezmiş

sevgi
hala terketmedi bu toprakları
gecenin bilmem kaçında
behçet necatigil sokaklarında
dünyanın başarı olarak sunduklarını, önerdiklerini ( ödül, kariyer, para, saygı...) olumsuzladığında, bunlara itibar etmediğinde, önünde büyük bir enerji (yaratım) alanı açılıyor. aynı olumsuzlama spiritüel (mistik) dünyanın sundukları için de olmalı. düşünen etkinlik çoğulu bire götürmeli.

25 Ağustos 2013 Pazar

bir güle bağlanmış rezalet
bir de gülüşün senin
dizlerimi yere çöktüm
ağladım

13 Ağustos 2013 Salı

ne mutlu biten bir gece
ne türlü kıskançlıklar
ne o sözde dostluklar
neyin tiyatrosuymuş o
sinema da ne hele

5 Ağustos 2013 Pazartesi

insanlığı değil de, çok seviyorum insanları
ya da diyelim insanlar var çok sevegeldiğim

hayat kısa
kuşlar uçuyor

28 Temmuz 2013 Pazar

Gelmem dediğime bakma.
Eğer geliyorsam,
Eğer gideceksem...
Bırakma!
ö.a

26 Temmuz 2013 Cuma

23 Temmuz 2013 Salı

işte böyle dostlar. bir uzun gece olur. gece uzar. gece yazdırır.
işte böyle bir insandır bu kulunuz. geçmişi toplar, çıkarır, çarpar, böler. yalnızlık kalır geriye.
yalnızlık ve kimsesizlik, özgürlük ve yoksunluk karışır bazen gecede. kimsesiz olan yalnız değil midir aynı zamanda ve her şeyden yoksun olan özgür de sayılamaz mı bir bakıma?
insanlara iyi gelmek iyi de, insanlardan da iyi gelse ya biraz. iyisi kötüsü hepsi kabul. yeter ki eşit koşullarda insan gelse biraz. özgür ruhlu insan gelse biraz.
bir martı gelir gelse gelse. konar pencereye. bir kumru yuva yapar aynı pencerenin önüne. dünyaya getirmek için kendi canından bir can, cananından canan.
gülümsemek için yeter elbet bu da. baksana şu kumruya. ürkek ürkek tartıyor gelen var mı bu taraftan diye. yumurtasının üstünde. kalbiyle, etiyle ısıtıyor yavrusunu. hiç düşünmüyor kaçıp gitmeyi. yavrusu var altında, canı. bırakır mı hiç?

benim de olacak mı bir yavrum ya rab?
kaşlarını çatıp kızacak mı bana
birlikte mesela konuşacak mıyız gezi olayları üzerine
"baba sen ne yaptın o sırada, sakın uzaktaydım deme" diye 'ayar' verecek mi bana
ilk sevgilisiyle buluştuğunda mesela...

ya rab!
bir kumrunun pencereme yaptığı yuva mıdır bu hayalleri düşüren aklıma?
ondan mı içimde bir can dündar yeşerdi!

hayat ne güzel şey ya rab,
gece ne güzel,
var olmak da öyle,
özgürlük ne güzel!
İki kişi ciddi bir konu hakkında konuşurlarken ortada gizli bir şiddet vardır. Bu şiddet iki tarafı aynılaştırır. 

22 Temmuz 2013 Pazartesi

acı verici olan eylemde bir olduğun insanlarla düşünceler yüzünden ayrışmak, ayrılmak. yani dışarıdan birisi yaşama şekillerinize baksa, günlük eylemlerinizi incelese aynı elmanın iki yarısı diyecek size ama kelimeler işte..
ama..
ama olsun. sen sevgi duyuyorsan bir insana, o sevgi hep orada. o insana yöneltilmiş falan da değil. sevgi olmuşsun bir bakıma.
bugün hissettiğin tutkuları bir kenara bırakıp
sana iyi gelen karşılaşmalardan uzaklaştırdığında kendini
sen sanıyorsun ya iyi olacaksın ilerde bir gün
iyi de
bugün değilse ne zaman
ya gelecekteki sen bugünkü senin kararlarını beğenmezse
ya pişman olursan gelecek planları yaptığın için
unutma
mutluluk erdemin ödülü değil kendisidir

16 Temmuz 2013 Salı

iki kişilik bir ilişkide konuşacak çok fazla şey varsa hiç konuşmamak güzel mi güzel

14 Temmuz 2013 Pazar

hadi biraz senden konuşalım
sen biraz senden bahset
ben biraz seni anlatırım sana
zaman akar öylece
gece olur
sonra sen bana çocukluğunu anlatırsın
eski aşklarını sonra
gecenin sonunda unutmayalım da sen hakkında konuşalım
sen
seni gidi
kadın..

7 Temmuz 2013 Pazar

24 Haziran 2013 Pazartesi

- eğer Tanrı varsa Abi'm ölürken neredeydi

-birbirinizi sevin, sevgisiz bir hayat boşa geçmiş demektir

-nerdesin, özledim seni..

9 Haziran 2013 Pazar

devrim zaten o anın içinde oldu bir çok kimse için. barikatta uzanan bir el, seni yerden kaldıran iki kişi, elden ele uzanan çöp poşetleri, gaz bombası yedikten hemen sonra "gaz bombası oleey" sesleri devrimdi işte. oldu, bir kere olan bir daha olur. merak etme.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

"Her gün aklımdan geçiyorsun, insan bir selam verir."

aşık veysel' e selam ola..


"...
Çay var içersen,
Ben var seversen,
Yol var gidersen."

22 Mayıs 2013 Çarşamba

şöyle bi düşününce ne kadar saçma ya. alla allaa! düşünsene ya. başına gelenleri. kafandan geçenleri. uffff! offf! çok saçma ya. hepi topu üç beş gün. hasta olduğunda halini düşün. uff! bitti işte. anaaaa! noluyo ya? çok saçma. her şey çok saçma. eneee..

19 Mayıs 2013 Pazar

şimdiki sözde gerçekliğimizle çelişmemesi için geçmişimizi sürekli yeniden kuruyoruz. "ben orada aslında öyle değil de ..." ya da "biz aslında belki de hiç bir zaman ..."

"anılar albayım, çok güvenilmez olabiliyorlar"

geçmişi sürekli yeniden kurmaya gerek yok. rahat bırakalım yaşadığımız 'an'ları. belki de mutluluk kaydetmeyerek mümkün.

"i was wondering sir whether it is possible not to record at all"

14 Mayıs 2013 Salı

kafka'yı gerçekten okuyan ve sevenlerin sayısı çok az. pratik olarak görme ve hissetme şansım oldu bunu. daha ziyede kafka'yı sevme halini seviyor gibiyiz. bu bir çok yazar, yönetmen, ressam vb. için geçerli. ama kafka için daha çok geçerli.

12 Nisan 2013 Cuma

karın ağrısı, kolda uyuşma, bacakta bir sızı, kafanın sol üst tarafında batma. özlemişim sabahlamayı. gün ışıdı nerdeyse. teze son iki gün.

öyle işte sevgili günlük, öyle benim güzel kardeşim.

10 Nisan 2013 Çarşamba



Gülümse, saim.

Ölümü hatırla ve unut.
Hayat devam ediyor.

Abi seni hala her gün düşünüyorum. Karanlık.

Bir fotoğraf. Genç bir oğlan. Yirmi yaşlarında. Fotoğrafa yaklaşıyorum. Bir araba sesi duydum. Gittikçe hızlanan bir araba. Fotoğrafa daha çok yaklaşıyorum. Araba daha çok hızlanıyor. Bir kaza sesi. Fotoğraf siyah beyaz. Ve yakın. Ve çatlak. Karanlık.

Bir telefon geldi önce. Kuzenimdi arayan. Abin dedi... Gelmen gerek. Hastanedeyim. Umut. Bir insan daha ne kadar bekleyebilir? Ölüm, ne demek? Nasıl?

Bir anne mezarlıkta. Biraz bitkin. Ama uzak.

Bir baba. Uzak. Nasıl olur, bir baba, böylesine... güçsüz. Karanlık.

Anne... Baba... Neden ayrısınız? İnsanlar... Neden bu kadar çok dedikodu yapıyorlar? Neden bu kadar çok konuşuyorlar?

Mezarlıkta geziniyorum. Ama biz böyle konuşmamıştık. Sen ne yaptın böyle?

Soğuk. Hava çok soğuk. Yalnızım. Üşümüyorum. Neredesin?

Bir kadın. Sıcak. Kadının kucağına bırakmışım. Elde avuçta ne varsa burada. O da çekip gidecek mi? Ölmeden önce onu terk etmeliyim. O beni terk etmeden önce...

Yoldayım. Uzun uzun yollar. Tüneller. Kıvrılan yollar. Mezarlıktayım. Ölüm geliyor birden aklıma ölüm. Abime sarılıyorum.

Ya ben de ölürsem? Onun yaşına geldiğimde. Hayır ben nihilist değilim. İnsan bu, düşünür, düşer aklına. Kalabalık görüyorum. Eylem. Sen yalnız değilsin. Tek başına değilsin. Sorumlulukların var. Diğer insanları da düşünmelisin. Biliyorum. Biliyorum. Ben onlardan değilim. Var mı ölümü yaşayanınız? Hem... Neden öldüler? Neden öldüler? Marx. Özür dilerim. Henüz iki kişi bile olamazken nasıl üç kişi olurum. Herkesi terk etmeliyim.

Kalabalık. Güzel kadınlar. Dans eden insanlar. Daha kalabalık. Yalnızlık. Çok zor. Ama kabul et. Bir şeyler eksik kabul et. Yaşadığını, ölmediğini, gençliğini, arzuladığını kabul et. Mutlu olabilirsin. Kabul et.

Bir telefon geldi önce. Açtım. Kuzenimdi arayan. Abin dedi... Çok özledim abi. Seni çok özledim. Neredesin?

Kalabalık. Beyaz yakalar. Çalışmak. Para kazanmak. Kendi ayakların üzerinde.. Çalışmak. Her gün. Ve kariyer. Kariyer. Kariyer. Bu kadar çok duyarken nasıl yaparım. Yalan olduğunu bile bile. Bir yandan büyük olmak istemek. Bir yandan korkmak. Nasıl kaybolurum.

Bütün bunları anlatmadan... nasıl dururdum?

Bir kafedeyim. Karşımda bir kadın. Biraz hüzünlü. Bir telefon geldi önce. Açtım. Kuzenimdi arayan. Abin dedi...  Gelmen gerek. Otobüse bindim falan. Otobüste bir çocuk vardı. Yaklaştı bana. Gülümsedi. Yanımdan ayrılmak istemiyor gibiydi. Çok hatırlamıyorum. İçimde bir his vardı. Biraz kötü. İndim otobüsten. Yine kuzenim karşıladı. Abimin bazı beyin fonksiyonları durmuş. Yaşasa da tam sağlıklı olmayacakmış. Bütün bunları, bir anda. Bir anda. Kimin umurunda, yaşasın da. Yaşasın. Neyse hastaneye gittim. Bir sürü insan var. Annem, babam. Abimin arkadaşları. Aklımıza bir şey getirmedik. Ölümle ilgili bir şey yoktu. Öleceğini düşünmedik çünkü.. İnsan öyle olur. Şey yapmaz yani... Öleceğini düşünmez. Hani. Birisi. Sana çok yakın birisi.. Başına çok kötü bir şey... Yani öldüğünü öğrensen bile öldüğüne inanmazsın ya aslında. Öyle olur. Ve çok gençti. Ölemeyecek kadar genç, güzel. Görmek istiyor musun diye sordular bana. İstemedim herhalde. Zaten ölmeyecekti. Ölmeyeceğine inan... Arabada uyuyordum ben.  Babam da yanımda. Babam sabaha karşı uykunu aldın mı sen diye sordu bana. Ben de yok almadım deyip yatmaya devam ettim. İnsanın aklına gelmiyor tabi. Sabaha karşı haber geldi........ Okulu dondurdum ben o dönem. Biraz anneme babama destek falan... Bunları anlatamadım. Tabi.. 7 sene oldu kimseye anlatamadım.  Ama şimdi iyiyim. Bence iyiyim yani. İstanbul’dayım. Ne ilgisi varsa İstanbul’da olmamla. Ama.. Tekrardan bir şeyler yapabileceğimi hissediyorum. Öyle.. Sadece kendim için değil. Başkaları için de. İnsan sonuçta yalnız değil. Ben herkesten sorumluyum. Yani her şeyden. Yalnız yaşayamaz ki insan nasıl yaşasın. Öyle değil mi? Hayat ilişki demektir. Sevgi demektir. Öyle değil mi? Böyle içimde bir şeyler. İyiyim yani. Hayat devam ediyor.

Ağladım.. içime içime. Ama sonra da güldüm. Kadın da gülümsedi. Yani en azından gülümsedi. Öyle işte.

Gülümse.